Aşık Kullanıcı Oluşturmak -2- 23 Temmuz 2006
Dünyanın farklı ve uzak bir köşesinden ya da yaşadığınız şehrin başka semtlerinde çekilmiş bir fotoğrafta “o an�a takılı kalanlara sonra ne olduklarını hiç düşünüyor musunuz? Benim garip alışkanlıklarımdan biridir bu.. Gördüğüm çoğu fotoğrafta üzüntülü bir annenin kadrajın dışına taşan hayatını ya da elindeki silahı ve mütebessim çehresiyle zafer işaretleri yapan mücahide sonraki dakikalarda “ne olduğu�nu dert edinirim.
“Aşık kullanıcı� yazısı için güzel bir fotoğraf aramaya çalışırken aşağıda kullandığım kareye sıra geldiğinde durup birkaç dakika bunları düşündüm.. “Acaba şimdi ne yapıyor?� “sıkı sıkı kavradığı Filistin bayrağını kendisinden bile taşan bir aşkla dalgalandırmaya devam ediyor mu?� “yoksa o da mı el-Aksa’ya kendisini feda edenlerden oldu?� diye…
Bir önceki yazıda biraz da Mehmet abi’nin yazılarının bana düşündürdüklerini anlatmaya çalışmıştım.. Gerçekten biz aşık kullanıcılar / dindar neden oluşturamıyoruz diye düşünmüş sonra da bu “kavram�a hiç kafa yormadığımızı fark etmiştim..
Bizler yani dünyanın süregelen devinimleri arasında “sanallık�ları yıkmaya “gerçek�lerle acı da olsa kucaklaşmak isteyenler “umut aşıla�maya çalışıyoruz. Gördüklerimiz, konuştuklarımız, yaptıklarımız öyle veya böyle bir kaygının izlerini taşıyor. Yaşamayı “ihtiyaçlar� dünyasında sonsuz bir kısır döngü olarak görenleri uyandırmak için çaba harcıyoruz.. Onları “duyarlı� olmaya sonra da “bilinçlendirme�ye çalışıyoruz..
Â
Sözü edilen çabaları sadece Müslümanlara hasretmiyorum. Tüm dünyadaki insanları kocaman bir aile olarak görmeyi başarmış, kendisi dışında başkalarını da umursayan her birey bahsettiğim “vakfolma� durumunu mutlaka yaşıyorlardır..
Bu anlamda anadolu özelinde toplumu “tüketim canavarı�na kurban vermemekte kararlı kesimlerden biri de elbette Müslümanlar. Her ne kadar “farklı Müslüman algısı� bu ülkede çokça bulunsa da “insani değerlerini korumayı sürdüren�ler için “din� belirli ritüelleri uygulamaktan çok çok öte bir yaşam felsefesi anlamını taşıyor. İslam’ı “kültürel� bir öğe olarak algılamayan, onu bir üst değer olarak kimliğinin belirleyici aktörü haline getirenler için başka insanları önemsemek, “toplumsal� bir dönüşümü başarmak en önemli hedeflerden biri.. İşte bu minvalde Müslümanlar küçük ya da büyük, yerel ya da daha geniş çerçevede birçok önemli projeye hayat vermeyi sürdürüyorlar.. Yapılanlanlar çoğu kez cılız da kalsa, yerine ulaşamasa da ortaya konulan çalışmaların yarattığı “değer� asla inkar edilemez.
Ancak ilginçtir yıllardır sürdürülen bir mücadelenin Anadolu’da sıradan halka ulaşması çoğu kez hayli sancılı olmuştur. Halka ulaşmayı, onlarla bütünleşmeyi başaran söylemlerse yeterli içerikten ve tutarlılıktan yoksun oldukları için oluşturulan duyarlılığı bir bilinçlenme dalgasına doğru çevirememişlerdir.
“Toplumsal dönüşüm�ü sağlayamamanın elbette pek çok nedeninden bahsetmek mümkün.. Hatta böylesi bir dönüşüm için oldukça erken olduğu da söylenilebilir.. Ancak açık olan bir gerçek var ki o da verilen bunca emeğin ve harcanan bunca zamanın karşılığının yeterince alınamıyor olduğudur..
Konunun uzmanları bu probleme dönük çeşitli tesbitler yapıp öneriler getirebilirler.. Ancak bu “çok boyutlu� sorunun en önemli alt başlıklarından biri yeterince sahiplenilemiyor olmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum.. Mehmet Doğan’ın sözünü ettiği, benimde geçen yazıma vurguladığım “İslam evangelistleri� yani “dava aşıkları� oluşturacak yeterli düzeyde olmayışımızla ilgili… Dava aşıkları nasıl oluşturulur sorusuna bir önceki yazımda birkaç madde ile cevap vermeye çalışmıştım. Aslında konunun özünde yatan nokta anlattıklarınızın “erişilebilir� ve “sürdürülebilir� olmasıyla ilgili..
“Erişilebilirlik� aslında daha çok web ve bilgisayar teknolojileri ile ilgili bir kavram. İfade ettiği anlamda daha çok kullanıcının yazılımla, sunulan bilgi ile daha anlaşılabilir bir bağ kurması, mesaja ulaşmak için daha az efor sarfetmesini karşılıyor. Bu durum “tebliğ� içinde aslında çok farklı değil..
Evangelist / aşık kullanıcı –daha geleneksel bir tabirle “dava erleri�- oluşturamamanın altında yatan ilk önemli sorun anlattıklarımızın, paylaştıklarımızın yeterince erişilebilir olmaması. Günümüzde faaliyetlerini sürdüren Müslüman kuruluşlara göz atın.. Dergilere, sitelere ve derneklere… Hangisi “cola turka�nın bir zamanlar zihinlere adeta zerk ettiği “türk kolası� gibi mesajını başarılı bir biçimde hedef kitlesine ulaştırdı?. Diyeceksiniz ki “ama cola turka bir şirket, milyonlarca dolarlık bir bütçe ile oluşturduğu reklamı Türkiye’nin en seçkin tv kanallarında neredeyse durmaksızın yayınlattı�. Doğrudur.. Ancak cola turka’nın o reklamlardaki “sarsıcı� başarısını sadece harcanan milyon dolarla ilgili olduğunu söyleyebilir miyiz? Söz gelimi aynı milyon dolarla yapılan bir çalışmada kötü fikir ve kötü kurgu olsaydı ne olurdu? Aynı etkiyi yaratır mıydı?. Söylemek istediğim fikirler gerçek anlamda orijinal ise bunu duyurmak için harcadığınız paranın boyutları ne olursa olsun yankı bulmaması olanaksızdır.. İşte bu sürecin nasıl yaratılacağı ile ilgili en önemli örneklerden biri “Cola Turka�. Her ne kadar sonraki dönemde aynı ticari başarıyı sürdüremese de ilk çıkışında ortalığı kasıp kavurması çok iyi düşünülmüş bir kampanyaya bağlı.. Cola Turka’nın üreticileri halkın hangi konularda duyarlılığını koruduğu, neye karşı olduğunu çok iyi belirlemiş. Toplumun formatında “milliyetçilik� kavramının hala yükselen bir değer olduğunu, bununla birlikte Amerika’ya içten içe de olsa nefret duyuluyor olması Cola Turka’nın ticari başarısında iki önemli püf noktayı oluşturuyor. Böylece firma belki Pazar lideri Coca Cola’nın da karşıtlığını yaparak insanların dikkatini çekti, ondan da öte gerçek anlamda sahiplenilmesini sağladı. Adeta “halkın damak tadına� uygun bir kampanya ile pay edinen Cola Turka’nın stratejisi aslında hiç de yeni değil. Ramazanlarda meal dağıtan gazetelerden, iftarları konu edinen Coca Cola reklamlarına dek ulusal ya da uluslar arası firmalar “müşteri�lerinin hassasiyetlerini ticari amaçları için kullanmayı çok iyi biliyorlar..
Elbetteki böylesi bir durum, mesajı kişiliksizleştiriyor. Ticari anlamda halkın belirlediği / popülerleştirdiği ya da sahiplendiği değerler üzerinden ürün pazarlamak (kapitalizmin içerisinde) anlamlı da olsa tebliğ için düşünülemez.. Ancak islamı kitleler için deforme etmemek demek, kitleleri anlamamak anlamına da gelmemeli.. Söylediklerimizi, yazdıklarımızı gerçekten “erişilebilir� kılmak istiyorsak neyi kime söylediğimizi iyi bilmeliyiz.. Kime seslendiğimizi, ne tür çözüm(ler) sunduğumuzu, tüm bu mesajı nasıl bir “ambalajla� insanlara ulaştırdığımızı dikkatle tekrar tahlil etmeliyiz..
Bu anlamda mesajı erişilebilir kılmanın sanırım üç önemli faktörü ön plana çıkıyor:
1-) Muhatabı doğru tanımak:
“Doğru tanımak� muhatabı anlamayı gerekli kılar.. Onu anlamak sadece “nerede� durduğunu tesbit etmekle başarılamaz.. Söz gelimi “cahil�, “inançsız� gibi ifadeler muhatabı tanımlamayı karşılamamakta. Yapılması gereken onun bugün içinde yaşadığı toplumda ne tür davranışlara, kaygılara sahip olduğu belirlemek olmalıdır. Hangi koşulların onun zihin dünyasını etkilediğini bilmeli böylece “modern� bireyin gerçek kimliği deşifre edilmelidir.
2-) Mesajımızın muhatabın hangi problemine çözümler getirdiğini iyi belirlemek:
Erişilebilir olmanın ikinci önemli koşulu söylediklerimizin hangi problemlere “somut� çözümler sunduğunu belirlemekle ilgili.. Bu, aynı zamanda mesajın inandırıcılığını da etkiliyor. Basit, şövenist, belirli bir hedefi olmaktan uzak ya da hedefi çok geniş olan hiçbir söylem beklenilen etkiyi oluşturamayacaktır. Bunun yerine daha uygulanabilir adımlar atıp, hedefleri daha anlaşılır kapsamda tutmak gerekmekte.
Daha önce dile getirdiÄŸimiz gibi modern birey otoyolda hızla seyreden bir otomobil sürücüsü.. Çevresinde binlerce tabela var.. Ve bu tabelaların her biri bildik / klasik sloganlarla dolu. O yüzden fark yaratamayan hiçbir söylem muhatabın dikkatini cezbedemeyecektir. Bu nedenle Müslüman birey / kurum dile getirdiÄŸi söyleminde muhatabıyla iletiÅŸim baÄŸları kurmasını saÄŸlayacak bir probleme / problemlere dikkatleri çekmelidir..Â
Partilerin seçim döneminde “ülkeyi kurtaracağız� söylemlerini hatırlarsınız.. Çoğu birbirininin aynısıdır; ne bir farklılık içerir ne de somut adımlar.. Oysaki muhatabı etkilemenin daha doğrusu kazanmanın koşulu “önerdikleri�nizin gerçekle ne kadar örtüştüğü ile ilgilidir.. Söz gelimi ekonomide ne düşündüğümüz birkaç cümlenin ötesine çıkmalı, reel ve anlaşılır ilkeler barındırmalıdır..
3-) Mesajımızı “doğru bir tanıtımla� muhataba ulaştırmak:
Mesajın erişilebilirliğinde belki de kilit nokta bu.. Önceki iki aşamayı çok planlı gerçekleştirseniz bile sunumunuz hatalı ise tüm olumlu hava bir anda dağılır.. Neyi nasıl yaptığınız / düşündüğünüz kadar nasıl sunduğunuz / anlattığınızda önemlidir..
Muhatabın bizim zihin dünyamızı okuması mümkün olmadığına göre bizim “ne düşündüğümüzü� ona anlatmamız gerekiyor.. İşte bu anlatım taşıdığı kusur ya da eksiklikler ile muhatabın bizi yanlış konumlandırmasına neden olabilir..
(Daha sonra yazacaklarımda bolca değineceğim için bu bölümü geçiyorum..)
Sonuç olarak mesajı erişilebilir kılmak onu anlaşılabilir hale getirip “dikkate değer� kılmaktır. Ancak erişilebilir kılınan mesaj bu aşamada bırakılırsa “devamlı� bir etki de yaratamaz.. Sizi bilmiyorum ama biz geçmişte birçok etkinlik düzenledik. “Başörtüsü� gecesi, Filistin gecesi vs.. Hepsi oluşturduğu atmosferle çok güzel dakikalar yaşatmıştı katılımcılara.. Fakat bu etkileyici atmosfer sadece birkaç saat sonra –yani program bittiğinde- son buluyordu.. Sürdürülebilir bir etki yaratamadığımız için Filistin Gecesinde oluşturduğumuz o çok güzel anları değerlendiremiyorduk..
Bu durum amaca odaklı olmayan reklamlar gibi.. Cola Turca’nın aynı estetik biçimiyle fakat “Cola Turka ürününü ya da ismini� kullanmadan yayınlandığını düşünün.. Yine heyecan verecektir ancak hiçbir amacı olmayacaktır. Tüketiciyi bir hedefe yönlendirmediği içinde “müşteriye duyumsattığı� heyecan kısa sürede etkisini yitirecektir..
Ne yazık ki bugünün Müslüman birey ve kurumları bu durumu çokça yaşıyorlar.. Yaptıklarımız o etkinliğin bir parçası olan bireyleri “kanalize� etmediği için, sürdürülebilir olmaktan hayli uzaklar..
İşte gerçekten “dava erleri� “aşık bireyler� oluşturabilmenin ikinci önemli şartı mesajı sürdürülebilir hale getirmek..
“Sürdürülebilir� olmak aslında apayrı bir çalışmanın konusu olacak kadar önemli. Ne yazık ki ihmal ettiğimiz bu faktör nedeniyle ürettiğimiz birçok değer gerçek anlamda bir etki yaratamıyor..
Muhatabımızı kuşatamadığımız, faaliyetlerimizi belirli programlarla sınırlandırdığımız için mesajımız sürdürülebilirlikten epey uzakta.. Bu problemin ana sebebi aslında “islamı� yaşamı kuşatıcı bir etken olarak görmüyor oluşumuzdan da kaynaklı. Sanattan teknolojiye kadar hemen her yerde belirleyici olması gerekirken onu sadece belirli alanlara sıkıştırmakla yetiniyoruz..
Sonuç olarak “Aşıklar� oluşturamamak; onlara ulaşamamak ve “İslam� atmosferini her an ciğerlerine doldurmalarını sağlayamamakla ilgili.. Sadece web sitesi yapmak, dergi çıkarmak tebliğ sorumluluğumuzu yerine getirmemiz için yeterli değil.. Bunun yerine hepsinin olduğu her alanda sesini duyurduğumuz bir anlayışı yükseltmenin derdine düşmeliyiz.. Rahatça algılanabilen, muhatabın hassasiyetlerine özen gösteren, onun problemlerine reel çözümler sunabilen, söylemini yaşamın tüm alanlarına yaygınlaştıran hareketlerin başarılı olabileceğini unutmamalıyız..
“Aşık kullanıcı” İmgelem mi bu. Çok güzel gerçekten. Akılınaza saÄŸlık… Yazıyı okuyunca aklıma geldi, Öyle bir ortam var zaten, ki tıpkı söylediÄŸiniz gibi, kiÅŸiyi dört bir yandan sarıp sarmalıyor. Hemde islami camia. Öyle imkanlarınız var ki kiÅŸiyi hiç yalnız bırakmıyorsunuz. BulduÄŸunuz her boÅŸluÄŸu çepeçevre sarıyorsunuz imkanlarınız o denli güçlü yani. TV kanalınız, gazeteniz, gazetenizde yazarlarınız, elinize aldığınızda kitaplarınız,internete girdiÄŸinizde web siteniz,dinlediÄŸinizde radyonuz, iÅŸe gittiÄŸinizde arkadaÅŸlarınız patronunuz, mahallede komÅŸularınız, öğrenim için çocuÄŸunuzu gönderdiÄŸiniz okulunuz vs vs vs, gerçektende bile isteye kendisini bu dünyanın akışına bırakan insanlara biz tıp dilinde obsesif kompulsif yani nurcu diyoruz.:) Bunca ÅŸeyi anlatmamın sebebi ÅŸu: İmkanlar yetmiyor. Yani niteliÄŸi*, sunduÄŸumuz hayat tarzından çok, “aşık kullanıcı”adayında da aramak gerekmiyor mu? Yani dava eri dediÄŸimiz veya diyeceÄŸimiz insanda, bazı nitelikler aramak gerekmiyor mu? Mesela düşünemeyen veya “düşünmek mi? yoksa yukarıda saydığım hazır imkanlara konmakmı?” diye bir seçimle karşısına çıktığınızda, hazır imkanlara konmayı tercih eden insan, sizin tabirinizle “dava eri” olmaya aday mıdır? Yo hayır nurculara bir garezim yok onlarda diÄŸer benzerleri gibi bir örnekti sadece. Ama “dava eri” adayınında, heybesinde sakladığı bir azığı olsun, bir sermayeyle gelsin ortaya. Yoksa yanılıyor muyum?
Yazılarınızı büyük bir zevkle okuyorum. Kaleminize sağlık
Eyvallah…