Tebliğ Nedir? Ne Değildir? -1- 01 Kasım 2007

Yenibir yazı dizisine baÅŸlıyoruz. Aslında bu çalışma, benim yaklaşık bir yıl önce üzerinde çalıştığım bir proje idi.  Bu blogunda varolma nedeni olan, tebliÄŸ yöntemlerini sorgulamayı hedefleyen yazı, çok yeni düşüncelere yer vermese de varolan tebliÄŸ algısını tekrar düşünmeyi / düşündürtmeyi hedeflemekte. Yazı, özellikle “geleneksel” algının içinde kliÅŸe söylemler nedeniyle önemi yeterince farkedilemeyen ya da ihmal edilen tebliÄŸe birde iletiÅŸim ve eÄŸitim perspektifiyle bakmanın önemini vurgulamaya çalışmakta.
1- TEBLİĞ ve SORUMLULUKLARI
a) TebliÄŸ ve GerekliliÄŸi
Â
Kur’an; İslam Tarihi’nde farklı birçok açıdan incelenmiş, tarihsel süreçte Müslümanların yanı sıra kendisini İslam şemsiyesi altında tanımlamayan farklı inanç ve düşünce grupları tarafından da tartışılmış ve irdelenmiştir. İslam Tarihi’nin birçok aşamasında Kur’an sadece ahlaki faktörler ve insan psikolojisinde getirdiği köklü değişimlerle dikkat çekmemiş, aynı zamanda birçok bilimsel çabayı disipline etmiş, insanlığa yepyeni ufuklar kazandırmıştır. Fakat İslam Tarihin’de Vahyin rehberliği ve Hz. Muhammed’in güzel örnekliğiyle oluşturulmuş ilk Kur’an Nesli’nden sonra gerek siyasal çıkarlar ve gerekse de islam’a karışan farklı kültürel etkenlerle onun hayatı kuşatarak vahiyle düzenlediği gerçeği gözardı edilmiştir. İslam, Emevilerle birlikte önce devlet katmanlarından ve ardından da sosyal yaşamda belirleyici / etken konumundan uzaklaştırılmıştır.
Â
Bu dönemde, bozulmanın ve algı kirliliğinin yaşandığı yepyeni bir sürece tanıklık eden İslam Tarihi ve Müslüman toplum, İslam’ın en çok da sosyal yaşamdan izole edildiğini, vahyin belirleyiciliğinin yerini kültürler, mitler, felsefi üretimler ve uydurma din kaynaklarının aldığına şahit olmuşlardır. Toplumsal yaşamda belirleyiciliğini yitirdiği bir süreçte vahyin muhatapları; Kur’an’ın yeni bir toplum oluştururken ortaya koyduğu gerçekleri, getirdiği / sistemleştirdiği değerler ve eğitim / tebliğ alanındaki kurallarını, yaygınlaşan algı kirliliği içinde ya tamamiyle ihmal etmiş ya da yeterince dikkate almamıştır.
Â
Bu açıdan çeşitli platformlarda zaman zaman uslubumuzun sorgulanması ile tekrar gündeme gelen tebliğ nedir? Ne değildir? Konusu, yaşamını Kur’an merkezinde düzenlemeye çalışan Müslümanların da benzer ihmalkarlıklar gösterdiğini açıkça göstermektedir. Son yıllarda Müslümanların bu alanda başlattığı çalışmalar önemli de olsa henüz yeterli ilmi düzeyi yakalayamamış ve gerektiği kadar “islami mücadeledeki önemi� vurgulanmamıştır.
Â
a1) Kur’an Mesajı’nın Dönüştürücü Etkisi ve Evrensel Niteliği
Â
Kur’an’ın getirdiği yaşam tarzı, vahyin ilkelerini hayatın her katmanında mutlak belirleyici ve düzenleyici olma misyonu, O’nu, indirildiği arap toplumunun döneminden ve kültürel çerçevesinden evrensel bir düzeye ulaştırmış, böylelikle tüm insanlar için doğrudan bağlayıcı ve kurtuluşa giden mutlak gerekli ilahi anahtar vasfını kazandırmıştır.
Â
Bu süreçte Kur’an’ın geldiği toplum ve insanlık açısından öncelikli hedefi, insanı; yaratılış amacına uygun bir çizgiye yöneltmek için ona telkin ve tebliğde bulunmak, onu doğal şartlar ve insani gereksinimlerle baş başa kaldığı “ihtiyaçlar dünyasında� Rabbani hudutları hatırlatmak ve Mutlak kurtuluş için gereken bilinç düzeyine eriştirmek; böylelikle ona rehberlik etmek ve en nihayetinde vahiyle eğitmektir.
Â
Bu aynı zamanda vahyin ilk tebliğcisi olan Resul Muhammed’in (s.a)de en öncelikli görev alanı ve peygamberliğinin mutlak amacıdır.
Â
“Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez. “
(5/ 67)
Â
“Hatırlat, çünkü sen hatırlatıcısın. Sen, onlara zor kullanacak değilsin. Fakat kim yüz çevirir ve inkar ederse,
ALLAH onu en büyük ceza ile cezalandırır.� (88 / 21-24)
Â
“Biz seni bir tanık, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ki siz insanlar, ALLAH’a ve elçisine inanasınız ve O’na saygı gösteresiniz, O’nu dinleyesiniz ve sabah akÅŸam O’nu yüceltesiniz.â€? (48 / 8-9)
Â
“Rabbinin yoluna bilgelikle ve güzel bir aydınlatma ile çağır. Onlarla en güzel biçimde tartış. Rabbin, yolundan sapanları ve doğru yolda olanları en iyi bilendir. Karşılık verecekseniz, size verilen karşılığın bir benzeriyle karşılık verin. Sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.� (16 / 125-126)
Â
“Seninle tartışırlarsa, “Ben ve beni izleyenler kendimizi ALLAH’a teslim ettik,” de. Kitap verilenlere ve kitap verilmeyenlere (ümmilere), “Teslim oldunuz mu,” de. Teslim olurlarsa, doÄŸruyu bulurlar. Yüz çevirirlerse, görevin sadece duyurmaktır. ALLAH kulları görür.â€? (3 / 20)
Â
Resul Muhammed (s.a.v), vahy süreci olan 23 yıl boyunca tebliğe devam etmiş, Allah’ın Kur’an’la birlikte insanlara indirdiği dini/dünyevi, siyasi/sosyal, ekonomik/kültürel alanları ilgilendiren, adım adım mevcut problemleri çözecek nitelikte değerler sisteminin oluşumunu sağlamıştır. Hz. Resulullah’ın vahy kültürüyle oluşturduğu kişiliği, tebliğde kullandığı Rabbani metodoloji ve vahyin mevcut toplumun tüm değer yargılarını değiştiren / aşan yapısıyla Kur’an Mesajı, toplumun her kademesinde ciddi yankı bulmuş; ilerleyen yıllarda ilk İslam toplumunun inşa edilmesini sağlamıştır.
Â
Kur’an; geldiği ve tebliğine muhatap olduğu toplumu eğitip sosyal düzlemde tarihin övgüsünü hak edecek kadar sistemleştirip değiştirmesi, başka bir değişle “insan merkezli� sosyal algıyı “Allah merkezli� dünya görüşüne dönüştürmesi, bugün batılı eğitmenlerin ve pozitivizmin toplumsal değişim için öngördüğü sürenin (örneğin leibniz’e göre toplumsal değişim sosyal katmanların her kademesine sağlıklı olarak oturması için minimum 1 asırın geçmesini gerekli görür) çok daha azında ciddi bir başarıyla sağlamıştır. Hatta ilk vahy toplumu, tüm değerler sistemi çökmüş ve kültürel bir yapıdan bile bahsetmenin zor olduğu kabilelerin içinden yükselmesi, bugün kabul edilegelen pedagojik yöntemleri şaşırtacak kadar kısa bir süreçte ve inanılmaz etkilerle olmuştur. Sadece 23 yıl içinde iki önemli kültür arasında sıkışmış bir topluluğun tüm inanç anlayışı köklü değişime uğramış, beraberinde geliştirilen yepyeni bir toplum modeliyle bugün hala örnek / ideal birliktelik olarak gösterdiğimiz bir yapı ihdas edilmiştir.
Â
Â
a2) Evrensel Mesaj Olan Kur’an’ın Tebliğ Gerekliliği ve Rabbani Metodolojinin Resul Muhammed’in Örnek Yaşamında Beliren Başarısı
Â
Tüm düşünsel üretimler eğer belirli bir kitlenin iç dinamikleri içinde sıkışıp kalmamayı önemsiyorsa anlatılmaya, aktarılmaya ihtiyacı vardır. “Tebliğ� yani tanıtım ve eğitim faaliyetleri de İslam için gerekliliği ertelenemez en önemli unsurlardan biridir.
Â
Nitekim yukarıda Resul Muhammed’in görevleri arasında zikredilen ve önemine çeşitli açılardan defalarca vurgu yapılan tebliğ, mü’minler içinde ihmal edilemeyecek temel bir görevdir.
Â
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiyi-güzeli emredersiniz, kötü ve çirkinden alıkoyarsınız, Allah’a iman edersiniz. Ehlikitap da iman etseydi, kendileri için elbette hayırlı olurdu.İçlerinde müminler vardır ama onların çokları fasıklardır.â€? (3/110)
Â
“İçinizde, iyiliğe çağıran, sağduyuyu öğütleyen ve kötülükten sakındıran bir topluluk olsun. Bunlar başaranlardır.� (3/104)
Â
“Böylece sizi insanlara ÅŸahit ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size ÅŸahit ve örnektir. Senin yöneldiÄŸin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. DoÄŸrusu Allah’ın yola koyduÄŸu kimselerden baÅŸkasına bu ağır bir ÅŸeydir. Allah ibadetlerinizi boÅŸa çıkaracak deÄŸildir. DoÄŸrusu Allah insanlara ÅŸefkat gösterir, merhamet eder.â€? (2/143)
Â
“İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostudur. İyiliÄŸi emrederler, kötülükten menederler, namazı gözetirler, zekatı verirler, ALLAH’a ve elçisine uyarlar. İşte onlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH Üstündür, Bilgedir.â€? (9/71)
Â
“Kitap ehlinin hepsi bir deÄŸildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah’a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koÅŸarlar. İşte onlar iyilerdendir.â€? (3/113-114)
Â
Â
İslam davasının birinci yüzyılında Hz. Muhammed’in (s.a.) herhangi bir siyasal ya da sosyal gücünden veya toplum üzerinde baskı oluşturacak askeri yeterliliğinden bahsetmek mümkün değildir. Fakat ne var ki Resulullah ilk yıllarda dört kişiyle başladığı mücadeleye vahyi bilginin etkileyici gücü ve vahyin gerçeklerle bütünleşen mesajının yanı sıra Kur’an’ın Müslümanlar aracılığı ile kendini topluma sunuş tarzı diyebileceğimiz tebliğ metodolojisinin önemli bir yeri vardır. Toplumsal bazda yaşanan bu değişim sürecinde Hz. Muhammed’in uyguladığı tebliğ metodları Kur’an’ın pratiği haline dönüşmüştür. Kur’an’ın rehberliğiyle şekillenerek gelişen üslup, sosyal ilişkiler, psikolojik çözümlemeler yani tebliğ stratejisi İslam’ın yarım yüzyıl içinde evrensel anlamda kabul görmesini sağlamış en önemli faktörlerden biridir.
Â
Resul Muhammed’in tebliğ sürecinde Ebubekir gibi bir arap, Bilal gibi bir Habeş, Suheyb gibi bir Rum ve Selman gibi bir Farslının iman etmesinde kuşkusuz Resul’un Kur’an mesajını tebliğ etmede izlediği “Rabbani Metodolojinin� büyük etkileri vardır. İslam’ın din, dil, ırk, kültür, bölge, zaman, cinsiyet gibi tüm farklılıkları aşarak geniş bir kitleye bu mesajı etkileyici biçimde anlatmasının altında “tebliğde nasıl bir yöntem izledi?� sorusunun belirleyici cevabı yatmaktadır.
Â
Resulullah’ın tebliğ sürecinde nasıl başarılı olduğunu bilmek, büyük ve farklı etnik kimliklere sahip kitleleri Kur’an mesajının kaynaştırıcı mesajına nasıl taşıdığını / tanıştırdığını öğrenmek kuşkusuz onunda tebliğine kaynaklık eden Rabbani metodolojiyi dolayısıyla Kur’an’ı incelemeyi gerekli kılmaktadır.
Â
Bu açıdan Kur’an’ı doğrudan incelemek, onun sunduğu evrensel mesajı ve ideal yaşam tarzını günümüz insanlığına taşımanın yollarını netleştirmek adına önemli hatta zorunludur. Kur’an’ın tebliğ’de takip ettiği metodoloji nedir?, Toplumsal değişim alanında başarıya bu kadar kısa sürede etkili bir biçimde nasıl ulaşmıştır? Ve bunun için nasıl bir yol izlemiştir? Gibi soruların yanıtları İlahi vahyin ayetlerinde gizlidir.
Â
İslam’da Davet ve Tebliğ metodolojisinin ana hatlarını, hudutlarını ve aşamalarını belirleyen Kur’an kuşkusuz bu yönüyle bulunmaz bir eğitim ve dönüşüm kitabıdır da. Fakat gerek Türkiye’de ve gerekse de diğer Müslüman ülkelerde bu sorunu derinlemesine inceleyen yayınlar görmekte zorlanmaktayız. Geçmişte bu konuyu merkeze alan kimi yazarlar olmuşsa da işin pedagojik boyutları görmezden gelinmiş, tebliğin reel yaşamda nasıl şekillenmesi gerektiği üzerine yeterince düşünülmemiştir. Evet, tebliğ İslam gerçeklerinin toplumun her kademesine ilkesel bir taviz söz konusu olmadan aktarmanın adıdır. Bu anlamda tebliğ Kur’ani mesajın insanlara ulaşması için bir araçtır asla amacın yerini tutamaz… Fakat bu gerçeğin önemiyle paralel olan bir diğer gerçek daha vardır ki o da tıpkı Resulullah’ın tebliğ metodunda yaşam bulduğu gibi insan faktörünü gözetmenin gerekliliğidir. Sonuç getirmesi için azami çaba göstermediğimiz, muhatabımızı dikkate aldığımız, onun inançlarını ve algı dünyasını net olarak okuyamadığımız bir zeminde yapılan tebliğin başarısından ne kadar umutlu olabiliriz? Dahası sorumluluğumuzun getirdiği gerekli altyapıyı oluşturmadan ve şartları tamamlamadan gerçekleştirilmiş bir eylemle “tebliğ� sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi nasıl söyleyebiliriz?. Rabbani metodun izlerini taşımayan, insani sınırları aşmış, amacından sapmış ya da anlaşılması tebliğcinin hatalarıyla engellenmiş bir davetin muhatap zihinde yarattığı tahribat ve olumsuz imajın sorumluluğunu nasıl üstleniriz?
Â
Tüm bu kaygılar bizim “tebliğ� inanışımızı Kur’an’ın rehberliğinde tekrar sorgulamamızı gerekli kılmaktadır. Her mü’minin öğrendiği / uyguladığı vahyi gerçeklikleri öğretmekle görevli bir eğitimci olduğunu göz önünde bulundurursak bu sorgulama sürecinde Kur’an’a bir de iletişimci gözüyle bakmanın yararları daha net anlaşılabilir. Kur’an’ın tebliğ için çizdiği sınırları bilmemenin yarattığı “tebliğde dejenerasyon�un önüne geçmek adına kendi anlayışımızı;
- Kur’an’da Tebliğîn önemi hakkında yeterince bilgi sahibi miyiz?,Â
- Kur’an tebliğ sürecinde tebliğciden hangi eğitsel ve psikolojik şartlar aramaktadır?,
- Toplumsal realiteyi ve sosyolojik durumumuzu Kur’an’ın rehberliÄŸinde net okuyup tanımlayabiliyor muyuz?,Â
- Kur’an insan ve toplumu nasıl tanıtmaktadır?
- Bu tanıtımda ortaya koyduÄŸu deÄŸerlendirmelerin evrensel ölçeÄŸini ve ortak niteliklerini ne kadar biliyoruz?,Â
- Günümüzde Kur’an’ı tebliÄŸ ederken kullandığımız yöntemlerde Kur’an’ın belirleyiciliÄŸi ne derecededir?,Â
- Bu açıdan Kur’an bugün bizim tebliğ stratejimiz için ne tür yöntemler önermektedir?,
- Kur’an, Resul Muhammed şahsında bize ne tür görev ve sorumluluklar yüklemektedir?
ve benzeri sorular çerçevesinde olabildiğince objektif bir duruşla tekrar tahlil etmemiz ciddi bir sorumluluktur.
Â
 a3) Tebliğin Yapısal Niteliği Hakkında Bir Özeleştiri: “Tebliğ Bilgi Yarıştırma ve Sadece Muhatabı Bilgilendirme Görevi midir? Yoksa Kapsamlı ve Sorumluluk Gerektiren Bir Eğitim Sürecinin İlk Adımı mıdır?
Â
Tebliğ kelimesinin etimolojik olarak analizi bir yana kavramın psikolojik ve pedagojik esasların dikkate alınmasını zorunlu kulan bir etkileme ve bilgilendirme faaliyeti olduğunu tekrar hatırlamak gerekmektedir. Zihinsel aktiviteyi ve düşünmeyi sağlayacak bir öğretim ve bilgilendirme sürecini de ifade eden tebliğ ve davet aynı zamanda önemli bir görevin yerine getirilmesini de sağlamaktadır. Bu görev, insanı varlığının özüne döndürmek, davranışlarını, yaşam felsefesini, hayata bakışını, görevini, sorumluluklarını vahyin süregelen evrensel mesajıyla değiştirmek ve ıslah edilmiş bir kimlikle yeniden oluşumunu sağlamak için ilk adımdır. Dolayısıyla “tebliğ� aslında insanın mesajı doğru tanımasını sağlayan ve davet ile değişime ön hazırlığın bir adımını ifade etmektedir.

Â
İnsanlık için bir kurtuluş anahtarı olarak gönderilen Kur’an, Allah’ın Alemlerin Rabbı olduğu bildirisiyle başlar. İlahi vahyin tebliğe verdiği önemin en açık örneklerinden biri olan “rabb� kelimesi taşıdığı anlam itibariyle tebliğin -yani insanın Rabbani bir amaç ve bu amaçla şekillenmiş bir eğitim metodolojisi ile dönüşüm geçirmesini- algı dünyasını yeniden inşa etmesini zorunlu kılmaktadır. İlk inen ayetlerde, “terbiye edici , gözetici ve düzenleyici� anlamlarını karşılayan Rab kelimesinin sık sık kullanılması aslında eğitim ve tebliğ sürecinin fonksiyonel değerini bir kez daha vurgulamaktadır.
Â
Allah’ın terbiyesine muhtaç olan insanoğlu yaratılışının ilk aşamasından bugüne değin sürekli olarak eğitilmesinin gerekliliği, taşıdığı yapısal zaaflar nedeniyle çok daha önemli bir konuma oturmaktadır. Çünkü eğitim, kavram olarak bireyde zihinsel ve bedensel dönüşümü / mükemmelliği meydana getirme anlamına sahiptir. Genel olarak eğitim ve tebliğ, bireyi ve birey bazında toplumu İlahi vahyin insanlık için sunduğu ideal prototipe en uygun ve yaklaşık hale getirmenin sürecini ifade etmektedir. Bu açıdan tebliğ görevi vahyin etkinliği ve değerliliğini koruması için kilit konumda bulunmaktadır.
Â
Bir dinin ya da sistemli bir görüşün içerdiği derin ve yüksek hakikatler, insana ya da topluma dair öngördüğü hedeflerin kalitesi ne denli önemli olursa olsun gereği gibi tanıtılmadıkça etkisinden ve dönüştürücü gücünden bahsetmek mümkün değildir. Sistemin bütünlüğü, tutarlılığı ya da yukarıda ifade ettiğimiz gibi kuşatıcı hedeflerinin niteliği kadar bu bilginin hedef kitleye yani bireye ve topluma duyurulması, neticede bunun davranımlarda / algı dünyasında nasıl etki edeceğinin yöntemlerini bilmek “mesajın toplumsal kabulü� için vazgeçilmez önşarttır.
Â
İngiliz düşünür Bacon bu durumu “Doğru yolda yürüyen bir topal, yolunu şaşırmış bir koşucudan daha önce hedefine varır� sözleriyle öğretimde ilkeler kadar metodolojinin de önem arzettiğini örneklemiştir.
Â
Bu anlamda Tebliğde metodoloji belirlemek; çalışmaları düzenleyip disipline ettiği gibi aynı zamanda aktarımı yapılan bilgilerin değerini yükseltir ve amaca ulaşmada önemli bir rol oynar.
Â
Günümüzde tebliğ ve davet “eğitim� ekseninden çoğunlukla koparılarak salt bilgi edinme, felsefi tartışmalarla paylaşımda bulunma ya da muhatabın sosyolojik ve psikolojik durumunu iyi analiz etmeden yapılmış bilgilendirme faaliyeti olarak kalmaktadır. Doğru bir yöntemle yapılmamış tebliğ, insanın yaratılışının bir parçası olan “bozgunculuk, nankörlük, zalimlik, acelecilik vs.� gibi yönleriyle birleşince algı dünyasında yeniden bir yapılanma yerine yepyeni önyargıların oluşmasına neden olmaktadır.
Â
Belirli bir gruba odaklanarak mesajın evrenselliği ve tevhidin kuşatıcı niteliği yerine tebliğin kişisel çekişme haline getirilmesi, üslup sorunsalı ve geçerli / sağlam ikna metodlarının olmadığı bir tebliğin “ifade ettiği doğruların niteliği ne olursa olsun� muhatabın zihninde olumlu bir imajla kalması mümkün değildir.
Â
Nuh a.s’ın tebliğ görevinde, Resulullah’ın toplumla olan ilişkilerinde ve diğer Resullerin de tebliğde “toplumu ve bireyi dönüştürme� amacını vazgeçilmez önşart olarak belirlemesine karşın görmemezlikten gelmek aslında bugün mü’minlerin yukarıda bahsettiğimiz birçok önemli ilkeyi ihmal etmesinin en önemli gerekçesidir. Muhatabı kötülüklerden sakındırmak ve doğru yola kanalize etmenin gerekliliği çerçevesinde yapılan bir tebliğ, bilgi yarışmasını ya da karşılıklı düelloyu andırmamalı, muhatabın vahye ısınmasını ve gerçekleri çok daha net algılamasını sağlamalıdır.
Â
Nitekim Kur’an bu gerçeği tartışma kurallarıyla ilgili hududullahı belirlerken vurgular:
“[BÜTÜN İNSANLIÄžI] hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış; şüphesiz, O’nun yolundan kimin saptığını en iyi bilen senin Rabbindir; ve yine doÄŸru yola eriÅŸenleri de en iyi bilen O’dur.
 Bunun içindir ki, [tartışmada] zora başvurmanız gerekirse, ancak onların sizi zora koştukları kadar zora başvurun. Fakat eğer kendinizi tutarsanız, bilin ki, güçlüklere göğüs germesini bilen kimseler için bu daha iyi, daha hayırlıdır.
Öyleyse, [hakkı inkar edenlerin söylediklerine karşı] sabır göster ve daima hatırla ki, sana güçlüklere göğüs germe gücünü veren yalnızca Allah’tır; ve onlardan yana üzülme; hele onların o asılsız iddiaları seni hiç sıkmasın:
Çünkü, Allah elbette, Kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyanlarla beraberdir, yani iyi olan ve iyilikte devamlı olanlarla!” (Nahl Suresi 125 / 128)
Allah’ın Nahl suresinde vurguladığı tartışma adabı bu anlamıyla aynı zamanda tebliğin “amacına� ve “metoduna� dair önemli ilkeler kazandırmaktadır. Nahl Suresinin 125. ayetinde “hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış� ifadesi başka inançların bağlılarına karşı yumuşak, akla ve sağ duyuya en uygun metodolojiyi seçmeye bizi itmektedir. Nitekim bu ifadeler aynı zamanda Kur’an’ın davetçilerine tebliğin, vahyi muhataplarına sorumsuzca anlatmak demek olmadığını, aksine zihinsel ve bedensel bir dönüştürme / arındırma gayreti taşıması gerektiğini de vurgulamaktadır. Akla ve sağ duyuya en uygun tartışma metodunu seçmek ve kırıcı olmamak aynı zamanda muhatabın dillendirdiğimiz vahyi gerçekleri çok daha net bir biçimde anlamasını da sağlayacak önemli bir metodoloji olarak belirmektedir. Yine bir sonraki ayetin başında Allah, tartışmada zora başvurmanın gerekli olduğu durumlarda ancak onların bizi zora soktuğu kadarına müsaade ederek bir başka vahyi ölçütü tebliğ stratejimizde ilke haline getirmiştir. Bu ilke, vahyin muhataplarının hırçınlaştığı, önyargılarıyla hareket ettiği ya da gerçekleri kabullenmek istemediği durumlarda bile “haddi aşmamayı� ve ilkelerden taviz vermeden ama uslupta ve söylemde sabretmeyi erdemlilik olarak hatırlatmaktadır. Nahl suresinin 125. ayetinden sonuna kadar bir bütünlük çerçevesinde tebliğin ana ilkelerinden bahseden Allah, aynı zamanda vahyin aktarılmasında Resul Muhammed’in şahsından tüm insanlık için önemli bir örnekliği de vurgulamaktadır. Yine Kur’an’ın Ankebut Suresinin 46. ayetinde kitap ehli ile tartışma sırasında belirli ön koşullar yerine geldiğinde “en güzel şekilde� tartışmanın emredilmesinin altında yatan ilahi hikmet, tebliğin bilgi yarıştırma değil dönüştürme ve eğitme sürecini ifade ettiği gerçeğidir.
Sonuç olarak tebliğ görevi, bireyin doğal ve çevresel etkilerle ifsad olmuş algı dünyasını aşarak onu fıtratın saflığına ve vahyin yönlendirici niteliğine kanalize etmek demektir. Allah’ın uyarıcı, yönlendirici ve eğitici prensipler içeren ilahi mesajlar indirmesi, aynı zamanda O’nun tebliğ sürecinde davetçilere metodolojileri hakkında önemli nitelikler kazandırmayı da hedeflemektedir.
Davetçi, insanlığa tebliğ ettiği mesajın, tüm insanlığın küfürleri ve aşırılıkları ile yok olmasını kolaylaştırmak değil dönüştürmek / ıslah etmek amacında olduğunu kavrayabilirse, muhatabıyla kurduğu ilişkileri de bu amacı en uygun ve anlamlı hale getirecek biçimde düzenleyebilecektir.
“Bu Kuran, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduÄŸunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliÄŸ edilmiÅŸtir.” (14/52)
Â
“Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak… O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.” (7/2)
İnsanlık için bir uyarı ve akıl sahiplerinin düşünmesini sağlayacak öğütlerin gerçekten muhatapta istenilen etkiyi oluşturması kullandığımız dilin, iletişim araçlarının tebliğ stratejimizin ilkeleriyle doğru orantılı olduğunu unutmamalıyız.
(Devam Edecek…)
Â
Â
Â
Sevgili Murat;
TebliÄŸin yöntemiyle ilgili belirtmiÅŸ olduÄŸun hususların son derece dikkatle okunması gerektiÄŸini hatırlatmanın yanısıra verdiÄŸin ayet meallerinin de anlatılanları son derece kuvvetlendirdiÄŸini ve etki derecesini arttırdığını düşündüğümü belirtmek isterim. Özellikle ilk ayetlerde peygamber ve örnekliÄŸinden bahsederken sonrasında mü’minler ve örneklikleriyle ilgili olan kısmın tebliÄŸ yapıcılar tarafından dikkate alınmasında büyük yararlar olacağı kanaatindeyim. TebliÄŸ görevini üstlenenlerin kendilerini gereÄŸince geliÅŸtirememelerinden doÄŸan kötü sonuçların yine kendilerine ve topluma faydasız hatta ziyana varan sonuçlarına katlanmak durumunda kalıyor olmaları da eksikliklerimizin bir an önce farkına varmamız gerektiÄŸini açıkça ortaya koyuyor. Bu yüzden etkilerinin yıllar geçse de hep aynı düzeyde kalıyor olması daha da vahimi eskiden daha azimle davalarına sarılan bireylerin zamanla toplumun eleÅŸtiri ve olumsuz tutumlarından dolayı yıprandığını ve yerlerinde saydıklarını üzülerek seyrediyor oluÅŸumuz da uyguluyor olduÄŸumuz yöntemin bizi ulaÅŸtırdığı noktanın farkına varmamız açısından önemli. Oysa gereÄŸince uygulanan tebliÄŸ metodunun etkisi altına aldığı bireyi statik durumdan kurtarma yolunda ne derece baÅŸarılı olduÄŸunu peygamberin uyguladığı yöntemde görmek mümkün. Ayrıca samimiyetle sarfedilen gayretlerin yegane ilahi otorite tarafından nasıl deÄŸerledirildiÄŸi, Saadet Asrı’nda çok kısa sayılacak bir sürede tarihe damgasını vuracak düzeyde amacına ulaÅŸtığı gerçeÄŸi aklımızın bir köşesinde daima varlığını sürdürmeli ve bize yol göstermelidir.
DeÄŸerli fikirlerini paylaÅŸtığın için teÅŸekkürler. YüreÄŸine,kalemine saÄŸlık…
S.a Murat Aßi,
Yazılarını devamlı okuyorum … Tek diyeceÄŸim ” Allah Senden Razı Olsun …”
merhaba sitenizle bu gun karsilastim.bunlari bizimle paylastiginiz icin tesekkurler.basarilar dilerim.