Tüketim Toplumunu Anlamak ve Boykot -3- 23 Ekim 2007

1800’lüyılların İngiltere’sinde yaşamış İrlanda kökenli toprak sahibi Charles C. Boycott, dönemin “toprak reformu� yanlılarına ısrarla karşı çıkmıştı. Fakat bu inat O’na pahalıya mal oldu. Toprak reformunu destekleyenler ve Charles’ın İrlanda’daki topraklarında yaşayanlar O’nunla ilişkilerini tümüyle kesip bir sivil itaatsizlik örneği gösterdiler. Sonuçta Boycott İrlanda’dan ayrılmak zorunda kaldığı gibi dünya direniş kültürüne “boykot� kelimesini kazandırdı.
(Yazının önceki bölümlerini okumayanlara önce o bölümleri incelemelerini öneririm:
1. Bölüm için tıklayın - 2. Bölüm için tıklayın)
Boykot, bir kavram olarak kişi, grup veya bir ülkeyle hizmet & görev veya ürün alışverişini bütünüyle dondurmak anlamlarını karşılamaktadır. Türkiye’de de Filistin mücadelesi çerçevesinde İsrail ürünlerini almama eylemi ile yaygınlaşan boykot, sivil eylemlerin en önemlilerinden biridir.
Â
Geçmişten bugüne boykotun farklı örneklerini görmek mümkün. Ancak içinde yaşadığımız dönemde boykotun çok daha büyük bir önem kazandığı da artık ortadadır. Ekonominin egemenlerin her türlü hayati aktivitesine kaynaklık ettiği düşünülecek olursa, onların sunduklarını satın almamak kadar etkili bir tepki olamaz.
Â
Boykotun bugün için taşıdığı bir diğer anlam ise, arsız tüketim kültürünün yarattığı çevresel ifsada karşı atılabilecek en somut adımları ifade etmesidir. Gerçekten de içinde yaşadığımız dünya artık bizim tüketim alışkanlıklarımızı kaldıracak durumda değil. Ancak buna rağmen “Müslümanlarda dahil� hemen her kesimden insan “parasını ver ve kirlet� hoyratlığı ile yaşamını sürdürmeye devam etmektedir. Daha önce ihtiyaç olarak algılamadığımız, hayatımız için gereklilik olarak görmediğimiz pek çok ürün artık hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.
Â
Çevresel ifsad ama özellikle de küresel ısınmanın yarattığı tehdit düne kadar uzak ülkelerde, başka kıtalardayken artık iklim değişikliğini daha yoğun ve açık bir biçimde hissediyor oluşumuz durumun vahametini gözler önüne seriyor.. Doğanın gün be gün tükenişine tanıklık ettiğimiz son 10 yıl aynı zamanda bize yukarıda anlatmaya çalıştığımız “tüketim toplumunun� aslında kendisini de nasıl kemirdiğini gösteriyor. Bindiği dalı kesmeye son hızla devam eden tüketen insan, (sözde) yaşam kalitesini yükseltip, yeni araba aldıkça, evine klima taktırdıkça, yani tüketim çılgınlığına kendisini daha çok kaptırdıkça bu felakete ortak olmaya devam etmektedir.
Â
Ancak ilginçtir yaşamımızın ve alışkanlıklarımızın bir sonucu olan bu durum biz Müslümanların gündemine pek çok önemli problem var olduğu gerekçesiyle girememektedir. Henüz önemini idrak edemediğimiz, bu nedenle sürekli ötelediğimiz çevresel ifsad problemi aslında tüketim toplumunun bizi nasıl kuşattığını da gözler önüne seriyor. Oysaki çevresel ifsadı gündemimizin bir parçası olarak görmek (tamamen ona odaklanmak değil!) aynı zamanda nasıl yaşadığımızı, hayatımıza kapitalizmin ne kadar sirayet ettiğini de analiz edebilmek adına çok önemli bir fırsat.
Â
İşte bu çerçevede düşündüğümüzde sorunun tesbitinden sonra ona karşı bir çözüm geliştirebilmek için attığımız ilk adımda karşımızda boykot seçeneği belirmektedir. Çünkü boykot tüketim çılgınlığına karşı bireysel insiyatifimizi ortaya koymanın en etkin ve en somut biçimidir.
Â
Ancak boykotun tüketim toplumunda nasıl bir çıkış yolu olacağına geçmeden önce onu doğru anlama adına bugünün insanının boykotla ilgili tanımlarını ve ona yüklediği anlamları gözden geçirmek gerekmektedir.
Â
Boykot, daha önce sözünü ettiğimiz gibi Türkiye’de yeni bir kavram olmasına karşın, giderek güçlenmekte ve artık pek çok toplumsal hareketlenmede ortak çaba olarak öne çıkmaktadır. Gerçekten de savaşlardan, milli hassasiyetlere kadar, toplumsal çapta bir direniş söz konusu olduğunda sivil insiyatif kendisini boykotla ifade etmeye başlamıştır. Ancak bu gelişmeye karşın boykota yüklediğimiz anlamların kısmi sorunlar içerdiğini de göz ardı etmemek gerekir. Boykot ya geleneksel yenilgi psikolojisi ile yaşayanlarca “anlamsız ve etkisiz� bir davranış olarak görülmüş ya da (bununla bağlantılı olarak) boykot edilen fikriyatın hemen her ürüne sirayet ettiği bu nedenle sadece bir-iki çeşit ürün almamanın bir anlamı olmayacağı belirtilmiştir. Her iki tavır da boykotun en genel hedefi çerçevesinde hatalıdır. Ancak kısmi haklılıklar içermediğini söylemek de yanlış olacaktır. Girdiği markette Coca-Cola yerine Pepsi satın alıp o gün dünya için iyi bir şey yaptığını düşünen birey, aslında boykotu büyük ölçüde etkisizleştirmekte, üstelik boykotu bir başka rantı besleyecek hale sokmaktadır.

Â
Peki Boykotu Nasıl Anlamamız Gerekmektedir?
Bu soruya verilecek en kısa cevap boykotun önce bir reddetme eylemi olduğunu bilmektir. Gerçekten de boykot, bize dayatılan, ideal gibi gösterilen tüketim alışkanlıklarına karşı “almıyorum!� deme hakkını kullanmak demektir. Bu davranışın küresel egemenliklerin hayat damarlarına büyük darbe vurabileceği gerçeği bir kenara, en önce bireyi tüketim kültürünün olabildiğince dışına çıkaracağı önemli bir gerçektir. Reddetmek, tüketim çılgınlığına karşı başka direniş adımlarını kolaylaştıracak, bize fotoğrafın tamamını görme imkanı sunacak, en önemlisi de inançlarımızla yaşantımız arasındaki tenakuzu ortadan kaldırmaya yardım edecek çok önemli bir adımdır.
Â
Ancak tek başına, daha doğrusu bilinçsizce bir reddedişin de uzun vadede somut bir getirisi ne yazık ki olmayacaktır. Coca-Cola içmeyi belki bırakacak ama başka colaları içmeyi sürdüreceğimiz için küresel sermayelerin hala müşterisi olmaya devam edeceğiz. Bu nedenle boykot artık bir ürünü, bir markayı almama eyleminin ötesinde bir hayat tarzını reddetme niteliğine dönüşmesi gerekir. Artık coca-cola içmiyorum değil, “cola içmiyorum� diyerek tüketim çılgınlığıyla bağımızı olabildiğince koparmamız gerekmektedir.
Â
Boykot ile ilgili unutulmaması gereken bir diğer nokta da bunun tüketim çılgınlığına karşı bütünüyle yeterli bir adım olmadığıdır. Gerçekten de boykot hem bireysel çerçevede hem de toplumsal anlamda çok önemli bir adım olmasına karşın, onu pekiştirecek, bütünleyecek başka adımlarla desteklenmediğinde etkisini yitirmeye başlayacaktır.
Â
İşte bu çerçevede boykota bir kimlik kazandırmak, bunun bir hayat tarzına yönelik olduğunu dile getirmek büyük önem taşımaktadır. Çünkü boykotu böylesi bir direnişin parçası olarak yorumladığımızda, onunla birlikte daha başka adımlarda atmak, popüler kültüre karşı bir alternatif ortaya koymak çok daha kolay olacaktır.
Â
Ancak boykotu küresel sermayenin açgözlülüğüne karşı, insanı “homo economicus� olmaktan özgürleştiren araçlardan biri haline getirebilmek için arsız kapitalizmi iyi tanımak, deyim yerindeyse “deşifre� etmek gerekmektedir.

Doğru Boykot Bilinci İçin Arsız Kapitalizmi Deşifre Etmek
Kapitalizmin serbest piyasa sistemiyle kendi içinde sürekli yenilenen, güçlenen bir yapıya sahip olduğu söylenilebilir. Gerçekte bu dinamizm kapitalist dünya için yaşamanın tek yoludur. Dinamizm kaybolduğunda, insanlar tercihlerini daha az seçeneğin üzerinden yapmaya başladıklarında kapitalist dünyanın da sonu gelmiş demektir. İşte bu nedenle kapitalist dünya serbest piyasa ekonomisi ile bu dinamizmi olabildiğince diri tutmanın derdindedir.
Â
Her gün binlerce yeni ürün rafları doldururken, yüzlerce yeni reklama hayatımızın her alanında –hatta tuvaletlerde bile- maruz kalırken, kapitalist dünya kendisini bir alanda sürekli geliştiriyor! Bu alan, sermaye ve üretimleri ile birey / hedef kitle arasındaki irtibatı sağlayan iletişim araçları ve yöntemleridir.
Â
Gerçekten de kapitalist dünyanın gelişim süreci aynı zamanda iletişim alanındaki inanılmaz ivmeyle doğrudan bağlantılı. Rekabet ortamı kızıştıkça, üreticiler zihinlerde daha çok yer edinmek için insan doğasını daha fazla sorguluyor, iletişimin en etkili yolunu bulmak için daha çok çaba sarfediyorlar. İzlediğimiz 10-20 saniyelik reklamlar, bir iki dakikamızı ayırdığımız gazete ilanlarının arkasında da aslında böylesine önemli bir birikim, iletişim alanında uzun soluklu çaba ve çalışmalar yatıyor.
Â
Dolayısıyla bugünün dünyasında gelişim sürdükçe, tüketim çılgınlığı devam ettikçe bununla paralel olarak iletişimde yepyeni gelişmelerin yaşanması da kaçınılmaz olacaktır. Bu da kapitalizmin değer tüketen, kimliksizleştiren ve insanı sadece “talepkâr� hale getiren saldırılarını daha da sinsileştirecek, tespit edilmesini / fark edilmesini zorlaştıracaktır.
Â
İşte bu nedenle kapitalizmi, kullandığı iletişim argümanlarını deşifre etmek alışverişe olan dizginleyemediğimiz arzuyu yatıştırıp, “gerektiğinden fazla� tüketmemek için hayati düzeyde önemlidir.
-Devam Edecek-
Yorum Yaz